!f istanbul'daki gösteriminin ardından bu hafta vizyona giren Precious, aynı zamanda yılın en çok konuşulan filmlerinden biri. 82'ncisi gerçekleştirilen Oscar töreninde, "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" ve "En İyi Uyarlama Senaryo" ödüllerini kazanan film, 16 yaşında bir kızın dramını konu edinirken, aşırıya kaçmaktan uzak anlatımı ve neredeyse bir belgesel titizliğiyle işlenen hikâyesiyle tüylerimizi ürpertiyor.
Sapphire'in Push isimli romanından uyarlanan ve yazarın eğitmenlik yıllarındaki deneyimlerinden beslenen film, o kadar içimizden ama o kadar inkâr ettiğimiz bir gerçeği önümüze seriyor ki, bu şekilde seyirciyi sarsmayı başarıyor. Ve film, yazarının ve yönetmenin de istediği gibi, bize "Precious" gibi insanların varlığını anımsatırken, bir yandan da onlara yalnız olmadıklarını fısıldıyor, adeta umut veriyor. Bu yanıyla filmin yaratıcıları, son derece üzücü şeylerden söz etseler de, izleyiciyi asla çaresiz bırakmıyorlar, tıpkı filmin kahramanı gibi.
Filmin baş kahramanı Claireece "Precious" Jones, 16 yaşında, okuma yazma güçlüğü çeken ve sonunda da okuldan uzaklaştırılan obez bir genç kız. Hayatı, tıpkı "değerli" anlamına gelen ismi gibi bir ironi üzerine kurulu olan Precious'un çok geçmeden ev hayatına tanık oluyoruz. Kendisine çok küçük yaşlarından beri tecavüz eden ve onu ikinci çocuğuna hamile bırakıp ortadan kaybolan babası, onu her fırsatta aşağılayan ve aklımızın alamayacağı şekilde maddi manevi işkence uygulayan annesi, down sendromlu, neredeyse hiç göremediği kızı ve her şeyi bilen ama susmayı tercih eden, belki de "hiçbir şey yapmıyor" oluşunun vicdan azabını torununun engelli çocuğuna sarılarak dindirmeye çalışan anneannesi… Yine de Precious o kadar güçlü bir karakter ki, bırakın bir çocuğu, bir yetişkinin bile baş edemeyeceği böyle bir hayatı taşımanın kendince yolunu bulmuş. Yarattığı hayal dünyasıyla yaşadığı tüm kötülükleri bir eğlence gibi algılamayı seçerken, bu küçük kız, neredeyse tüm bir film boyunca hiçbir duyguyu yansıtmadığı yüzüyle adeta taşlaşmışlığını da gözler önüne seriyor. Gabourey Sidibe'nin ilk sinema deneyimi olmasına ve oyuncu filmin bütün karelerinde görünmesine rağmen, oldukça güçlü, abartısız bir rol yeteneğiyle hayata geçiriyor karakterini. 16 yaşındaki genç bir kızı bu kadar gerçekçi sunmayı başaran Sidibe, aday gösterildiği Oscar'ı alamasa da, yeteneğiyle sinema dünyasına sağlam bir adım atmayı başarıyor.
Canlandırdığı anne karakteriyle "En İyi Oyuncu Oscar"ını kazanan Mo'Nique ise filmin en göz dolduran perfomansını sergiliyor. Mo'Nique, karakterin iniş çıkışlarını ve hastalıklı ruhunu o kadar iyi yansıtıyor ki, seyirciden beklenildiği gibi, ondan nefret etmekle, ona acımak arasında gidip geliyoruz. Sosyal Yardım Kurumu'ndaki görevliyi hayata geçiren Mariah Carey ise, başarılı performansıyla müzik dünyasından sonra sinemada da kendisini kanıtlıyor.
Precious yazarından, karakterlerine kadar bir kadın filmi aslında. Kadınların başlarına ne gelirse gelsin yalnız olmadıklarını, seslerini çıkarırlarsa onlara yardım eli uzatmaya hazır birilerinin olduğunu, hayatın her şeye rağmen yaşamaya değeceğini ve başlarına ne gelirse gelsin onların da herkes gibi "değerli" olduğunu söyleyen bir film. Benzer konuyu işleyen örneklerinin aksine, yönetmen filminde duygu sömürüsünden özellikle kaçınıyor. Talihsiz Precious'un yaşamını, filmdeki karakterleri eleştirmek yerine gözlemleyerek sunarken, bu amaçla seyircinin genç kız ile özdeşleşmesine de izin vermiyor. Bu da filmin duygu durumunu dengeleyen ve gücünü artıran en önemli unsur zaten.